mantıklı ve tutarlı konuşan birini gördüğümüzde -görme sürecinden sonra-, onun tam karşısında vaaz dinler gibi değil onu provoke eden bir şekilde durursak ancak, ondan bir şeyler duyabiliriz. burada iki sorun ortaya çıkıyor: bir, provoke edecek kadar iyi soru sorabilecek olmak. bir, provoke edilecek kadar değerli biri olmak.
Nasıl Bir
- Ask me anything /
- Submit /
- RSS /
- Archive
ben kendimi öldürdüm sene doksan beş. bakın bu merdivenlerden çıkıyor ve çıkıyorum. göreceğim şey en sonunda değil fakat bir kanepe. üzeri desenli ve eski. mavi var. her neyse. mavi var, bir süre ona bakıp merdivenleri çıktım. aklıma geliyor ve hiçbir şey dolaşmadan içimden baktığım şeye doğru, sonra ertesi gün tekrar baktığımda yani onun üzerindeki değişiyor. bunu ben size kendimden uzaklaşarak böylece çok yakınlaşarak söylüyorum.
hah o iyiler, kayboldular. o iyilerin tarihleri de yok. artık onlar bir metin. bana onu söylediklerinde diyorum ki, onun üzerinde taş var. onun üzerine taş koymuşlar. burada kalmalıyız. hareket etme, o “zafer”i düşünme.
okuduğum, “insan keyifsiz buluttan nem kapar” idi.
yaşanılan şeye olan his, yaşandığın an neyin etrafında gerçekleşiyorsa, onu tekrar görünce -ileride-
bu nesnenin kendisinden kaynaklanmıyor diye bağırıyorum bu sırada -içimden-. fakat bu hiçbir şeye götürmüyor. yani böyle olursa gidip, bir ağacın altına oturamam.- ne diyordum. götürmüyor. çünkü böyle görmeye çalışmak kendinden uzaklaştırıyor. çünkü gördüğün neredeyse kendin, hatta sadece.